Ana Sayfa / Yazılar / Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu’nun “DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK KURULTAYI”nda ÖNCE DEMOKRASİ adına yaptığı konuşma

 

“DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK” KURULTAYI

(İbrahim Ö. Kaboğlu, Önce Demokrasi Girişim adına yapılan konuşma, 23 Ekim 2016, Şişli Kent Kültür Merkezi)

“İNSAN HAKLARINA DAYANAN DEMOKRATİK VE LAİK SOSYAL HUKUK DEVLETİ” için…

I.- GÜNCEL DURUM TAHLİLİ (Yöntem)

15 Temmuz, ancak üç aşamalı süreç olarak ele alınabilir:

-Öncesi: 15 Temmuza giden yol; bilgi kirliliği eşliğinde anayasasızlaştırma ve anayasal fetişizm.

-Esnası: 15 Temmuzu 16 Temmuza bağlayan gece; Türkiye’nin yaşadığı en korkunç gece. (……)

-Sonrası: Bir daha o yola düşmemek için; liyakat ilkesi, Anayasa ve hukukun gerekleri.

(Bunlar, ayrı olarak ayrıntılı bir biçimde tartışılmalıdır).

II.SAPTAMALAR

1.- AŞKIN (TRANSCENDANT) POLİTİKA

Ortam ve koşullar ne olursa olsun, AKP-Külliye ittifakının süreklilik taşıyan politika ve uygulaması:

-Dinselleştirme,

-Ülkesel yağma,

-İktidarın kişiselleşmesi.

Bunların eşliğinde;

-Depolitizasyon (kitleleri siyasetten arındırma) ve déconstitutionnalisation (devleti anayasasızlaştırma),

-Tehlike; totalitarizm (hak ve özgürlüklerin, yöneticilerin güdümü altına alındığı toptancı bir toplum tasarımı).

Öneri: Toplumu bilgilendirerek duyarlılık yaratmak ve uyanık olunmasını sağlamak.

2.- ANAYASA, TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ için kişisel iktidar aracı haline getirildi.

Öneri: Demokrasi için birlik (DİB),

-Toplumsal barış,

-Demokrasi,

-İnsan hakları (haklar toplumu) hizmetinde,

Anayasa’yı, “DOĞAL-SOSYAL VE SİYASAL” görmeli ve o yönde çaba göstermelidir.

3.- SEÇİLMİŞLER VE HUKUK

“Seçilmiş olmak”, hukuku ihlal etmenin meşruluk aracı olarak görüldü.

Oysa, hukuk-siyaset (yani, “anayasa-demokrasi”) diyalektiği gereği, çoğunlukçu-çoğulcu demokrasi ekseninde hukuku siyaset üretir; ama hukuka öncelikle siyasal aktörler uymalı.

Bu amaçla, “hukuk kalıbında yoğrulmuş siyaset” ve “anayasal demokrasi” kavramları öne çıkarılmalıdır.

4.- DİNSEL REFERANS

Dünyevi (hukuk) ve ilahi (inanç-din) ayrımı yerine, dinsel referansta süreklilik sözkonusu: iyi Müslüman-kötü Müslüman ayrımı, yaptırımı öte dünyaya havale eden anlayışın öne çıkması, insan hakları (Batılı değerler olarak görülüp) yerine dinsel değerlerin öne çıkarılması (4+4+4 ile yetinilmedi; imam-hatipleşme sürecine ivme kazandırılmasına paralel bir uygulama olarak “proje okulları” ile en gözde liseler tasfiye ediliyor; “Cami Gençlik kolu” projesi uygulamaya konuyor).

Öneri:- Anayasa, ilahi kitapların da güvencesidir;

-İnsan hakları, din özgürlüğünün de güvencesidir;

Bu iki olgu ve gerçeklik, geniş toplum kesimlerine sürekli anlatılmalıdır.

III. BİLGİ YANLIŞLARI-ÇELİŞKİLER

1.- SIFATLI KULLANIMLAR: “Tam” erkler ayrılığı, “gerçek” parlamenter rejim, “tam” başkanlık, “ileri” demokrasi, “tam” demokrasi, gibi kavramlar, anayasa hukuku ve siyaset bilimine yabancıdır.

2.- “ÇİFT BAŞLILIK YÜRÜMÜYOR”: Çift kanatlı yapı, parlamenter rejim ve yarı-başkanlık rejimlerinin belirgin özelliği olup, Avrupa ve Akdeniz havzası devletleri anayasalarının hemen bütünü bu kategoride yer alır. Başkanlık (ABD) ve Meclis Hükümeti (İsviçre), tek yapılı yürütmeye sahip. Bu nedenle, her devlette nasıl yürütülüyorsa, Türkiye’de de öyle yürütülür. Kaldı ki, eğer sorun çift başlılıktan kaynaklanıyor ise, o zaman partili cumhurbaşkanı istemek bir çelişki değil mi?

3.- “KİŞİ İÇİN DEĞİL, ÜLKE İÇİN”: Ülke için ise, neden parlamenter rejimi etkili kılacak düzenekler üzerinde durulmuyor ya da meclis hükümeti üzerinde tartışma yapılmıyor? Tam tersine, başkanlık, yarı-başkanlık ve partili-cumhurbaşkanlığı arasında gidip-gelmeler, aslında kişinin öne çıkarıldığı bir rejim arayışı anlamına gelmektedir.

4.-“TÜRK TİPİ” DEĞİL: AK Parti’nin önerdiği başkanlık modeli için “Türk tipi” deniyor. Türk tipi denmesi için, şu iki koşula işaret edilebilir: ilki, rejim değişikliği gereği üzerine bir “ilke tartışması”; ikincisi ise, siyasal rejimler üzerinde karşılaştırmalı serbest bir tartışma. Hiçbiri yapılmadan AK Parti çevrelerinin medya yoluyla tek yanlı propagandası ve değişken öneriler, “kişi için yönetim modeli” arayışını öne çıkarmakta.

5.- “UZMANLAR TARTIŞSIN”: AK Parti çevreleri, medyayı muhaliflere kapattıkları halde, konunun tartışılması gerektiğini belirtme pişkinliğini de eksik etmemekte.

6.- “MEVCUT DURUMU ANAYASAL HALE GETİRMEK”: TBMM İçişleri Komisyonu’nda iç güvenlik yasa tasarısının Anayasa’ya aykırı olduğunu dile getiren milletvekillerine dönemin Bakanı Alâ’nın, “şu halde Anayasa’yı değiştirelim” şeklindeki yanıtı, aslında “Anayasa’yı yasaya uyduralım” anlamına geliyordu. Şimdi, MHP Genel Başkanı D. Bahçeli’nin, “fiili durum” karşısında anayasal çözüm arayışının üzerine atlayan AK Partililer, CB’nin anayasa dışı söylem, eylem ve işlemler içinde olduğunu ilan etmiş oluyorlar. Bu çıkış, “Anayasa’yı, kişiye uyduralım” şeklinde özetlenebilir.

Bahçeli’yi yere göğe sığdıramayan AK Parti kurmay ve çömezleri, yakında uyarı alabilirler; zira, bu cenah, Sn. Erdoğan dışında kimseye o denli dalkavukluk etmemişti.

7.- “HALKIN HAKKI” ÇELİŞKİSİ: ‘CB yeniden TBMM tarafından seçilsin’ şeklindeki öneriye, ‘halk elde ettiği hakkı bir daha geri vermez’ diyen AKP, TBMM seçim dönemini, 4 yıldan yeniden 5 yıla çıkarma önerisinde bulunurken “halkın hakkı”nı unutuveriyor. Bu safça bir çelişki mi, yoksa başkalarını fazla saf yerine koyan bir kurnazlık mı?

8. ÖLÜM CEZASI ÇELİŞKİSİ: Ölüm cezasını geri getirmek çok zor; getirilse de 15 Temmuz darbe girişimcilerine uygulamak daha zor. Buna karşılık, Başta Fetö olmak üzere, yurt dışına kaçan darbecilerin iade edilmeyeceği kesin. Şu halde neden gündemde tutuluyor?

9.- “CHP KAZANAMAYACAĞI İÇİN BAŞKANLIĞA KARŞI ÇIKIYOR”: Bu görüş, şöyle mi okunmalı? AK Parti, hep kazanacağına inandığı için başkanlık istiyor.

10. BİLİMSEL YAKLAŞIMDAN YOKSUN: Görüldüğü üzere, örmek olarak değinilen yanlış bilgiler ve çelişkiler, anayasal bilimsel bilginin ne denli dışında ve uzağında bulunduğumuzu gösteriyor.

IV.- ANAYASA VE REJİM DEĞİŞİKLİĞİ

Başkanlık yolunda anayasa halkoylaması için, “Millet ne derse o olur; kaçmayın Milletten” diyen Başbakan Yıldırım, şu soruları yanıtlamak durumunda:

1- OHAL’DE ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ MÜMKÜN MÜ?

OHAL, sıkıyönetim, savaş, işgal vb. ortam koşullarda anayasa değişikliği yasak ve kayıtlamaları öngören birçok anayasa vardır. Fransa (1958), Portekiz (1976), İspanya (1978), Brezilya (1988), Romanya (1991), Belçika (1994) örnekleri belirtilebilir. Bizde bu tür kayıtlar bulunmamakla birlikte, sıkıyönetim döneminde yapılan 1971 Anayasa değişiklikleri, öğretide, meşruluk bakımından uzun süre tartışıldı. 1982 Anayasa yapım ve oylaması sırasındaki ortam ve koşulların gölgesi de, -Anayasa’da yapılan “sivil”(!) ve olumlu yöndeki değişikliklere karşın- silinmiş değil. Bugün ise, ülke genelinde geçerli bir olağanüstü hal (OHAL) ortamında yapılacak anayasa değişikliği, benzer bir tartışmayı beraberinde getirecek. Üstelik, bugünün koşulları, 1970’ler ortamından çok daha ağır; sıkıyönetim ötesi bir durum ve bir savaş ortamı.

2- REJİM DEĞİŞİKLİĞİ MÜMKÜN MÜ?

Böyle bir ortamda, Anayasa değişikliğinin de ötesinde köklü bir rejim değişikliği öngörülüyor. Oysa, rejim değişikliği, genellikle kopma dönemlerinde veya darbe sonrasında olur. Buna karşılık, darbe bastırıldığı halde, OHAL ortamında rejim değişikliği yapmak, demokratik hukuk devleti açısından son derece sorunlu olduğu gibi, darbe girişimi öncesi dönem üzerinde de ciddi soru işaretleri yaratıyor.

3- HÜKÜMET VE CB ANAYASA GİRİŞİMİNDE BULUNABİLİR Mİ?

Anayasal statüsüne rağmen Başbakanın başlıca iki gündemi var: bir, inşaat sektörü üzerine konuşmak ve icraat; iki, parlamenter rejiminin kötülükleri üzerinde konuşup bunu ortadan kaldırma yönündeki icraatı. Oysa, Anayasal girişimin hangi kimin tarafından ve nasıl yapılacağı madde 175’te ayrıntılı olarak yazılı ve bunda Başbakanın yeri yok.

4- ANAYASAL KAMUOYU OLUŞABİLİR Mİ?

Bu şekildeki görev ve yetki gaspı, sorumluluğu beraberinde getirdiği halde, olağandışı ortam ve koşullarda, hak ve özgürlükleri boğma sonucunu doğurmakta.

Halkoylaması, seçmenlere sunulan seçeneklerin saydam ve korkusuz bir biçimde tartışılabildiği ve serbest tercihlerin ortaya çıktığı bir ortamda mümkün olabilir… Oysa, güncel manzara şöyle: görsel-işitsel medya büyük ölçüde CB ve Hükümet denetiminde. Bunların parti ayağı, AKP ve MHP. Devlet organları yönünden uzantıları: valiler ve diğer kamu görevlileri.

Muhalefet partileri, çok sınırlı olarak medyada yer bulabiliyor; STÖ ve uzmanlar ise, başkanlık rejimi propagandası yapmaları ölçüsünde.

Bu bakımdan, ortam ve koşullar, 1971, hatta 12 Eylül döneminden de olumsuz; çünkü, o zaman sadece devlet radyo ve TV yayını vardı; dolayısıyla, siyasal iktidarın propaganda araçları sınırlı idi. Bugün, CB konuştuğu zaman, birkaç eğlence ve magazin kanalı dışında, bütün yayınlar “canlı yayın” adı altında kesiliyor. Başbakan için de benzer bir uygulama söz konusu; şimdi bir de kanallar arasında ortak yayın icat edildi.

Kısacası, görsel-işitsel iletişim özgürlüğü temelinde örgütlenmesi ve hizmet vermesi gereken medya (özgürlük alanı)’nın, parti ve tek adam hizmetinde seferber edildiği bir ortamda “anayasal kamuoyu” oluşamaz.

Türkiye’nin sorunları ve çözüm yollarının serbestçe tartışılamadığı bir ortamda, “millet ne derse o olur; kaçmayın milletten” sözü, demokratik söylemden çok, seçmen iradesini saptırmak amacıyla kullanılan bir slogan olmanın ötesinde bir anlam ifade etmez.

5.- OHAL KALDIRILMALI VE HUKUK REJİMİNE DÖNÜLMELİ

Bu nedenle, bu ortam ve koşullarda “anayasa yoluyla rejim değişikliği”, meşru ve demokratik olmamanın ötesinde, toplumun bugünü ve gelecek kuşaklar açısından tehlikelidir de.

V-ANAYASAL KAZANIMLARI SAHİPLENMENİN ÖNEMİ

1.- TEHLİKELİ ÜÇLÜ

Anayasal kamuoyu karartması karşısında şu üçlünün birlikte etkisi ve yarattığı tehlike derinleşiyor:

-Anayasal bilgi kirliliği,

-Anayasasızlaştırma,

-Anayasa fetişizmi.

Yol açtığı tehlikeler;

-Anayasanın –kişisel iktidar uğruna- araçsallaştırılması,

-Depolitizasyon,

-Totalitarizm eğiliminin meşrulaştırılması.

2.- SERT ÇEKİRDEK İHLALİ

OHAL veya savaş ortamında bile mutlak olarak korunan ve hatta dokunulamadığı için “her zaman, her yerde ve herkes için” geçerli olarak nitelenen güvenceler zedelenmiş bulunuyor.

3.- SİYASAL MÜNAVEBE YOLUNU ZORLAŞTIRICI DÜZENLEMELER

TBMM’de 14 yıldır çoğunluğa sahip olan AK Parti karşısındaki siyasal partiler de seçimlerde yarışsalar da; bir yandan, iktidarın kişiselleşmesini pekiştirici eğilimler, öte yandan, çoğulcu toplum yapısını zayıflatan normatif ve kurumsal düzenlemeler, siyasal iktidarın eldeğiştirmesini güşleştirici etki yaratmaktadır.

4.- ANAYASAL GÜVENCELER İÇİN

1982 Anayasasında hak ve özgürlükler lehine gerçekleştirilen değişikliklerin bilinmesi ve sahiplenilmesi, siyasal ve idari makamların işlem ve eylemlerinin anayasal sınırlar içinde kalmasını sürekli talep etme olanağını verir.

5.- YENİ ANAYASA İÇİN

Aynı çerçevede çıkarılacak bir anayasal bilanço, yeni anayasa adına yapılacak çalışmanın asgari eşiğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Bunun daha somut anlamı şudur: hak ve özgülükler alanındaki kazanımlardan geri bir düzenleme yapılamayacak; siyasal ve idari otoritelerin yetki alanı ise daha fazla genişletilemeyecektir.

VI. “ÖNCE DEMOKRASİ” GİRİŞİMİ, DİB İÇİN NASIL BİR KATKI SAĞLAYABİLİR?

1.- ÜÇLÜ DİYALEKTİK TEYİDİ

28 Haziran günü yapılan “DİB” toplantısında dile getirildiği üzere; “Önce Demokrasi” (ÖD) girişimi, anayasal bilgi kirliliği, anayasa değişikliği veya yapımında yol ve yöntem kirliliği ile anayasal hedef kirliliğini aşmak için, doğru bilgi/yol temizliği ve meşru hedef için 1 Haziran 2016 günü başlatmış olduğu “anayasa tartışmaları” dizisinin 10.sunu 18 Ekim 2016 akşamı Kocaeli’de gerçekleştirdi.

Bu toplantıların 7’si “15 Temmuz darbe girişimi” sonrası yapılmış olup, konu olarak güncel anayasal sorunlara ağırlık verildi: anayasal kazanımlar, OHAL rejimi ve asgari standartlar, anayasaya saygının önemi gibi konular öne çıkarılarak anayasal kültürün pekişmesi ve farkındalığın yaratılması için yoğun çaba harcandı.

Anayasa toplantılarında, “ÖD Gençlik Ağı”, anket çalışmalarını yürüttü; tartışma ortamının yaratılması ve iletişim ağının kurulması yönünde kayda değer katkı sundu.

Anayasa tartışmaları, “anayasal kamuoyu” oluşturma yönünde bugüne kadar yapılmayan yeni bir tarzı geliştirebileceğini ortaya koydu.

Bu arada, ÖD sekretarya birimi, DİB eşgüdüm heyeti içinde yer alarak 23 Ekim kurultayının toplanmasında belirleyici bir işlev gördü.

2.- ÜÇLÜ DİYALEKTİK NASIL SÜRECEK?

ÖD, yıl sonuna kadar 5 Anayasa toplantısı daha planlamış bulunuyor.

Yine, anayasa konusunda “formatörlerin formasyonu” (eğiticilerin eğitimi) için ön çalışmalar yürütmektedir.

Anket çalışmalarını da değerlendirmek suretiyle, yıl sonuna kadar bir “anayasa raporu” hazırlığını da yapmaktadır.

3.- “ÖNCE DEMOKRASİ”, “DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK” HAREKETİNDE NASIL BİR İŞLEV ÜSTLENEBİLİR?

DİB, olağanüstü hal ortamında ve tam da “başkanlık rejimi” için “Devlet katı”nda

Yeniden hareketlenmenin yaşandığı ve bu amaçla referandumun konuşulduğu bir ortamda toplanmış bulunuyor.

23 Ekim’de oluşturacağı birimlerle DİB, çalışmalarını “İnsan haklarına dayanan demokratik ve laik sosyal hukuk devleti” ekseninde yürütmek için şu birimleri oluşturmak durumunda:

-EŞGÜDÜM BİRİMİ: Bundan sonraki etkinlikleri ve örgütlenme biçimini saptama görevini yerine getirecek.

-İLETİŞİM BİRİMİ: “Medyaya eşit giriş” hakkı ihlallerine karşı mücadele vererek, görsel ve işitsel iletişim özgürlüğünün kullanılması önündeki fiili engellerin kaldırılması amacıyla çalışmalar yürütecek.

-“ANAYASAL SEÇENEK GRUBU”: Bu konuda “Önce demokrasi” girişimi, deneyimi ve güçlü uzman ekibiyle, anayasal bilgi kirliliğine karşı mücadelede, yol ve yöntem temizliğinde önemli katkıların yanısıra, hazırlamış olduğu anayasa taslağı ile, başkanlık dayatmasına, “anayasal seçenek”le karşı konulmasını sağlayabilir. DİB’in organize edeceği toplantılara ekspertiz- uzmanlık (fikri) destek karşılığında, DİB de, ÖD’nin “anayasa tartışmaları” toplantılarına,-daha geniş birliktelikler ve dayanışma ereğinde- özellikle katılım yönünde katkı sunabilir.

SONUÇ OLARAK; mücadele yöntemi olarak şu üçlü aşama izlenebilir:

-HAYIR: OHAL’e hayır!

-HAYIR VE ÖTESİ: Başkanlığa hayır; ama demokratik anayasal seçenek(ler) önerisine evet.

-MÜCADELE: “İnsan haklarına dayanan demokratik ve laik sosyal hukuk devleti” için fikri, hukuki ve eylemsel sürekli mücadele, Türkiye barışı/bölge barışı ve dünya barışı ereğine yönlendirilmelidir. Bu hedefte Anayasa, bilimsel bilgi ekseninde Türkiye’nin birikimi ve çağdaş dünyadaki gelişmeler ışığında bugünkü ve gelecek kuşakların özgür birlikteliği için bir barış projesi olarak tasarlanmalıdır. (İ. Kaboğlu)